Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç, Maltepe Üniversitesi
Sn. Emre Kongar’ın, Yeni Şafak yazarı Sn. Hayrettin Karaman’a yönelttiği yukarıdaki soru,
konuya Sn. Ahmet Hakan (Hürriyet, 9 Ağustos) ve Sn. Ertuğrul Özkök’ün de (Hürriyet , 10 Ağustos)
yorumlarıyla katılmalarıyla, Ramazan Ayı’nın gündemine oturuverdi. Dört yazarın da birbirlerinin
yanıtlarından hoşnut olmayışları, “laiklik” tanımı üzerindeki görüş ayrılığından kaynaklanıyor.
Sn. Kongar’ın sorusunun yanıtı son derecede açıktır ve “ evrensel hukuk normlarının egemen
olduğu” tüm çağdaş toplumlarda bu yanıt tektir: Evet, bir birey hem Müslüman (ya da her hangi bir
dine mensup) hem de demokrat ve “laik düşünceli” olabilir. Burada önemli olan şudur: Laiklik bir
hukuk sisteminin adıdır. Bu sistemi destekleyen bireye “laik düşünceli kişi”, devlete ise ” laik devlet”
denir. Dolayısıyla laik olan devlettir, toplumdur; birey laik olmaz. Ayrıca laik devlette birey, bir dine
mensup olabileceği gibi, hiçbir din veya inanca mensup olmayabilir de. İnanç özgürlüğü bu hakkı da
içerir.
Laiklik nedir? Evvela “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasından” ibaret değildir.
Bu tanım eksiktir ve laik devleti, pasif konumda olan, toplumu dışarıdan gözleyen devlet gibi
sunmaktadır. Oysa laik devlet, çıkardığı yasalarla toplumu düzenleyen, bu anlamda da müdahale
eden devlettir. Yani: “Yönetenlerin yönetme erkini ilahi bir kaynaktan değil, halkın özgür
iradesinden aldığı; yönetilenlerin her türlü din ve inanç özgürlüğüne, yasalar çerçevesinde sahip
olduğu; devletin, bireylerin sahip olduğu bu din ve inanç özgürlüğünün gereğini yerine getirebilmesi
için her tedbiri almaktan sorumlu olduğu devlete” laik devlet”, düzene” laik düzen”, düşünce
akımına “laiklik” (laicite), bu sistemi savunana da “laik düşünceli-laiklik yanlısı” denir.
O halde Laik Sistem üç ayak üzerinde durur: (a) Yönetenlerin yönetme erkinin kaynağı
hukuktur. Onlar demokratik yoldan, yani seçimle, halk iradesiyle iktidara gelirler; (b) Yönetilenler
her türlü din ve vicdan özgürlüğüne, hatta hiçbir şeye inanmama özgürlüğüne sahiptirler. (c) Devlet,
bireyler inançlarının gereğini yasalar çerçevesinde serbestçe yapsınlar diye, her tedbiri alır.
Bu nedenle laik devletin dini olmaz. Devlet bir siyasal örgüttür, cansızdır, kurumlardan
oluşur. Ama o kurumlarda görev yapanların dini, inancı veya hiçbir şeye inanmama özgürlüğü vardır.
Bu nedenle laik devlet, farklı din ve inançlara sahip olan, ya da hiçbir inanca sahip olmayan tüm
yurttaşlarının devletidir. Onlardan sadece bir mezhebe ya da dine mensup olanlarının devleti değil.
Bu nedenle de tüm din ve mezheplere, inançlara eşit mesafede durur. Kamu görevlilerinin hizmet
verirken, hangi din ya da inanca sahip olduklarını gösterir simge taşıyamayacakları kuralı buradan
kaynaklanmaktadır.
Bütün bu belirttiğimiz hususlar, tüm laik devletlerin, belirli nüanslarla uyguladıkları temel
noktalardır ve hepsinde “Egemenlik Ulusun” dur. Örneğin, seçimlerde en çok oyu aldığı için Sn.
Erdoğan başbakandır, Allah öyle istediği için değil. Yani yönetme yetkisini ona veren halktır, ilahi bir
kaynak değil. Hal böyle olunca; “…sıra laikliğe gelince, hiçbir Müslüman ‘…ben biraz Allah’a, biraz da
O’nu tanımayan, O’nun hakimiyetini bölen rakiplerine’ itaat ederim’… diyemez” görüşünü savunan
ve görüşleri fetva gibi kabul gören Sn. Hayrettin Karaman’ı , bu tabloda nereye oturtabiliriz?
Bence hiçbir yere. Tanzimat Fermanı’nın getirdiği düzenlemenin bile yüzlerce yıl gerisinden
gelen bu anlayışla, toplumsal barış nasıl sağlanır? Türklerin yanı sıra milyonlarca Müslüman,
Hıristiyan ülkelerde yaşıyor. Ya onlar da meseleye aynı açıdan bakarsa, oralarda da birkaç papaz
çıkar da, Müslüman karşıtı bir değerlendirmeyi bu perspektiften yaparsa , zaten var olan İslam
karşıtlığı nerelere kadar uzanır? Laik devletlerin Allaha “biraz” inandıklarını kim nereden uyduruyor?
Katolik Fransa’nın, İtalya’nın, İspanya’nın bizden daha az Allah inancına sahip olduğunu kim, nasıl iddia edebilir? Hangi laik kurallar Allah’ın hakimiyetini bölüyor? Allah’ın verdiği “aklı” kullanarak,
dilediğimiz kişiyi mahallenin muhtarı, belediyenin başkanı seçmemiz yani halk hakimiyetini öne
çıkarmamız, Allah’ın hakimiyetini geri plana attığımız anlamına mı geliyor? Laik düzende,Allah’ı
tanımayan, O’nun hakimiyetini bölen Allah “rakipleri” kimlerdir de bir Müslüman buna katlanamaz
olsun? . Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. O zaman bu devleti kuran
ve bu rejimi bu kadar zamandır ayakta tutan milyonlarca laik düşünceli insan, Allah’ı az seven,
O’nun hakimiyetine şirk koşan, ülkedeki kendine “Öz Müslüman “ diyenlerin zar-zor sabrettikleri
kişiler midirler? Eğer öyle ise, bu Öz Müslümanların sabrı nereye kadar sürer? Sonundan selamet
gelir mi? Bu sabırsız iştahla Silivri arasında bir bağlantı var mı? Türkiye bir gün bir İslam Devleti
olursa, Müslüman halkımızın bugün yapamadığı hangi ibadet o gün yapılabilir hale gelecektir?
Laik Türkiye’de bir Müslüman’ın dinini yaşamasına bir engel var mıdır? Dünyadaki hangi İslam
Devleti , Türkiye Cumhuriyeti’nden daha yaşanılır bir devlettir? Mısır’daki reform yanlıları, o zaman
neden “Türkiye gibi olmak istiyoruz” diye bağırıyorlardı? Bu sorular uzar gider.
Laik toplum, bireylerinin birbirine sabır değil, hoşgörü gösterdiği toplumun adıdır. İslam da
hoşgörü dini olduğuna göre, bu arabanın her iki tekeri de sağlamdır. Yeter ki birileri çomak sokmaya
çalışmasın.